GEÇMİŞ ZAMAN İZLERİ - (Müslüm Şimşek-Şıho Çelik) » DevhaberDevhaber

23 Ocak 2022 - 14:55

GEÇMİŞ ZAMAN İZLERİ – (Müslüm Şimşek-Şıho Çelik)

GEÇMİŞ ZAMAN İZLERİ – (Müslüm Şimşek-Şıho Çelik)
Son Güncelleme :

15 Aralık 2021 - 7:07

266 views

1975 yılı yaz tatiline girmiştik. Ailemle aram bozuk olduğu için, bir akrabama ait boş evde yalnız yaşıyordum. Her tatil olduğu gibi, dokuma sanayinde iş arıyordum. Devrimci çevreye yeni girmiş ve sosyalizmi de yeni yeni öğreniyordum. Üstelik o yıllarda geniş iş alanına sahip olan Ünaldı dokuma sanayiinde devrimciler çok etkindi. Arkadaşın biri bana “Bir yoldaşımız var evlenecek. Bir haftalığına yerine bakacak kalfa arıyor. Çalışmak istersen seni tanıştırayım.” dedi. Hiç tereddüt etmeden kabul ettim. Sonra yanına gittik.

Müslüm Şimşek ile tanışmamız böyle olmuştu. Yoksul bir Kürt ailenin çocuğuydu. Köyden Antep’e yeni gelmiş ve kiraladığı tek oda bir evde, henüz çocuk yaştaki kız kardeşiyle beraber kalıyorlardı. Bizi espri yaparak, gülen bir yüzle karşıladı. “Demek benim yerime bu küçük burjuva mı çalışacak?” dedi. Sonra ayrıntıları konuştuk. “Yoldaş!” diye hitap ediyordu bana. “Sevdim seni talebe yoldaş! Devamlı çalışırız seninle!”dedi.

Onunla iki gece beraber çalıştık. Cumartesi kınası vardı. Bende katıldım. Sonraki bir hafta boyunca tek çalıştım. Ama o gene de akşamları bana yardıma gelir “Haydi küçük burjuva yoldaş! Sana iki saat mola veriyorum.” derdi.

O tarihlerde Ünaldı Dokuma Sanayisi devrim üniversitesi gibiydi. Herkes kendini Sosyalist İdeoloji’nin bir yerinde görür; dolaşırken ve çalışırken yanında bir kitap bulundururdu. Kitaplar genellikle başta Gorki olmak üzere Dünya klasiklerinden romanlardı.

Müslüm’ü tanıdıkça daha çok sevmeye başlamıştım. Davranışları içten ve güven vericiydi. Çok ta paylaşımcıydı. Hatırladığım kadarı ile ilkokul okumamıştı. Ama okuma yazma biliyordu. Bir haftalık evlilik tatilinin ardından sürekli beraber çalıştık. Diğer yerlerde benim gibilere yarım kalfa denir ve az ücret verilirdi. Yani bir bakıma patron ustayı; usta da kalfayı sömürürdü. Ama Müslüm benimle yarı yarıya çalışır, işin çoğunu da kendisi yapardı.

Bir Cumartesi günü arkadaşlar benim evde toplantı yapmak için izin istediler. “Şehir dışından gelecek olanlarda var. Kalabalık olacağız.” dediler. Memnuniyetle kabul ettim… O akşam gelenlerin sayısı yirmi kişi vardı. Ev tıklım tıklım dolmuş, yarısından çoğunu da tanımıyordum. Bu, diğer illerden de katılımcıların olduğu bir bölge toplantısıydı. Ünlü 7-8 Haziran 1976 Düztepe direnişi kahramanlarından İlhan Emre ile ilk tanışmamız da bu toplantı olmuştu… Toplantı konusu yeni yeni tartışılmaya başlanan “Sosyal Emperyalizm”di.

Sosyal Emperyalizm, literatüre yeni giren bir kavramdı. O gün toplantıya katılanların çoğu, bunun anlamını bilmediğimiz için, tartışma birkaç kişi arasında geçti. Sosyal Emperyalizmi reddeden arkadaşlar sadece SBBKP (Sovyetler Birliği Bolşevik Komünist Parti) tarihi kitabından alıntılar yaparak “Stalin Usta Sovyetler Birliği’nde sosyalist inşanın bittiğini ve geriye dönüş şartlarının olmadığını söylüyor. Koca usta yalan mı söylüyor?” diyerek Stalin’i referans gösteriyorlardı… Diğer arkadaşlar ise Stalin tarafından 1949 yılında kurulan ve amacı komünist ülkeler arasında “Ekonomik İş Birliği ve Sanayi güçlendirmek olan COMECON Planını öne sürerek, bunun emperyalist bir proje olduğunu öne sürüyor; Enver Hoca’dan da alıntılar yapıyorlardı.

Aslında her iki taraf da yeterli bilgi ve birikime sahip değildi. Taraflardan biri Stalin’i tabulaştırmış, onun sözlerini eleştirmenin bile sosyalizme küfür olduğunu kabul ediyordu… Diğer taraf ise, Sosyal Emperyalizm teorisini savunacak yeterli bilgi ve materyale sahip değildi.

O gün tartışma geç saatlere kadar sürdü. Toplantı bir sonuca bağlanmadan bitmişti. Ama Sosyal Emperyalizm tartışması 1990 yılında SSCB’nin dağılmasına kadar devam edecekti. Bu zaman zarfında da  Türk solu arasında silahlı çatışmalar başlayacak ve çoğu yoldaş canından olacaktı!..

Sonra ki günlerde bu kavram öyle güncellendi ki; emperyalizmin yerini Sosyal Emperyalizm, Faşizmin yerini de Sosyal Faşizm aldı.

Bir gün Dedenin Kahvesi’nde Müslüm, Kel Şıho ve adını hatırlayamadığım arkadaşlarla (Resimde ki işçi arkadaşlar: tam ortada oturan iki kişiden siyah gömlekli olan Müslüm Şimşek, yanında ki beyaz gömlekli olan Kel Şıho Çelik, sol başta eli dizinde olan Mustafa Ercan) sohbet ediyorduk. Müslüm “arkadaşlar ben emperyalizmin, faşizmin sosyalini soysuzunu bilmem! Patronlar hepimizi sömürüyor. Kahrolsun Emperyalizm!” diyerek ince bir espri yaptı. Sonra elini masaya koyarak “biz el ele olduktan sonra bütün patronları yeneriz.” dedi. Kel Şıho’da uzun kollarıyla masadakileri sarmaya çalışarak “Bizim Emeğin Birliği’nden, sizin Halkın Kurtuluşu’ndan oluşumuz, işçilerin kardeş olduğu gerçeğini değiştirmez.” dedi.

Kel Şıho ile tanışıklığımız Müslüm’den biraz daha eskiydi. Yaş olarak hepimizden daha büyük, teorik olarak da daha iyiydi. Oda benim bekar odasına çok gelir, birlikte kitap okurduk. Onunla en son görüşmemiz 2010 yıllarında olmuştu. Kanser ve yatak hastası olduğunu duydum. Bir grup arkadaşla ziyaretine gittik. Giderken bu resmin bir kopyasını yaptırarak beraber götürdüm. Aradan 35-40 yıl geçmesine rağmen, beni tanımakta zorlanmadı. “Lan talebe seni nasıl unuturum?” diyerek ellerimi tuttu. Kendi başına oturup kalkamayacak kadar ağır hastaydı. Sonra ona bu resmi verdim. O kadar duygulandı ki, ağlamaya başladı. “Benim gençliğime dair hiç resmim yok! Sen bana gençliğimi getirdin yoldaş!” dedi. Resmi göğsüne bastırarak “çok mutlu oldum!” dedi ve gözlerini kapattı… Yorgundu ve dinlenmeye ihtiyacı vardı. Birkaç ay sonra ölüm haberini aldım. Ama farklı franksiyonun iki sempatizanı olarak bana “yoldaş!” demesi çok hoşuma gitmişti! Demek ki biz gerçekten yoldaştık!..

Müslüm Şimşek’le beraber çalıştığımız için, siyasi etkinliklerde de beraberdik. Kahvehanede, sokakta ve evde beraber okuyor ve tartışıyorduk. İlk okulu bitirmemişti. Ama okur, yazardı. Ekmeğini kazanmak için Antep,e gelmiş ve burada inançlı bir devrimci olmuştu. Sosyal Emperyalizm tartışmalarıyla başlayan siyasi ayrışmalara rağmen Kel Şıho ve diğer arkadaşlarla da beraberdik. Aynı kahvehanelerde birlikte sohbet ediyor,  aynı kitapları okuyor ve mitinglerde omuz omuzaydık. Ama yer yer çıkan sert tartışmalar da, geleceğe dair ölümcül çatışmaların habercisiydi…

Müslüm Şimşek’in ölüm haberini 1979 yılında askerliğimi yaparken aldım! Gelen bir mektupta “Arkadaşın Müslüm Şimşek’i vurdular! Öldü!” diye yazıyordu. Nerede? Nasıl? Kim?.. Bilmiyordum. Sonradan öğrendim ki, bir sabah işten çıkıp eve giderken ekmek almış. Evde kendisini bekleyen eşi ve yavrusuyla kahvaltı yapacaklardı. Dedenin Kahvesi’ni geçip hafif rampayı tırmanınca, köşe başında bir elektrik direği vardı.  Oraya gelince tanıdık birine rastlamış. Aynı masalarda sohbet ettiğimiz, ama farklı franksiyonun bir sempatizanı… Müslüm, elindeki sıcak ekmeği gülümseyerek uzatıp “yermişin yoldaş?” demiş. Karşıda ki ise kendisine uzatılan ekmeğe karşılık belindeki silahı çekmiş! Yakın mesafeden boşaltmış mermileri!.. Vurulduğu yer rampa olduğu için akan kanlar, yere saçılan ekmeği kızıl kana bulamıştı derler.

Ama Müslüm’ün esas ölümü katliamından sonra gerçekleşmişti. Dul kalan genç eşi, küçük kardeşiyle evlendirilmişti! Töreler böyleymiş! Yıkılsın İnsanlık!..

Şimdi düşünüyorumda; 1975 yıllarına kadar devam eden devrimci kardeşliği, ne oldu da Sosyal Emperyalizm tartışmalarıyla düşman franksiyonlara bölünmüştü? Neden üstümüze gelen düşmanı bırakıp, namluları birbirimize yöneltmiştik?

1970’li yılların asli kuşağı olarak, bütün bu sorulara cevap aramak ve bir çıkış yolu bulmak, hayatını feda eden bu yoldaşlara karşı vefa borcumuz değil mi? Selam olsun geçmişten günümüze iz bırakan bütün devrimcilere!..

Mustafa ERCAN

 

Not : Yazının tüm sorumluluğu köşe  yazarına aittir.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.