DEĞİŞİM VE BİRLEŞME ZAMANI » DevhaberDevhaber

8 Şubat 2023 - 13:37

        DEĞİŞİM VE BİRLEŞME ZAMANI

Son Güncelleme :

19 Ocak 2022 - 16:03

170 views
        DEĞİŞİM VE BİRLEŞME ZAMANI

Türkiye’nin 1946 yılında çok partili parlamenter sisteme geçmesiyle birlikte, zaman zaman sosyalist partiler de kuruldu. Ama bazıları daha seçime girmeden sıkı yönetim mahkemeleri tarafından kapatılırken, bazıları da tabana yayılamadığı için kaynaksızlıktan kapanmak zorunda kaldı.

Özellikle 1950 yılında Adnan Menderes başkanlığında tek başına iktidara gelen Demokrat Parti, solculara karşı eşi görülmemiş bir sürek avı başlattı. Solcular, aleviler ve diğer azınlıklar keyfi olarak işkenceden geçiriliyor, faili meçhul bir şekilde katlediliyorlardı. Sabahattin Ali ve Nazım Hikmet gibi çoğu aydınlar ülkeden kaçmak zorunda bırakılıyordu.

Daha doğrusu Demokrat Parti iktidarının sol, aydın ve azınlıklar üzerindeki bu baskısı; genç cumhuriyet ve onun kurucuları ile hesaplaşmaktan başka bir şey değildi.

1960 yılında yapılan askeri darbe ile Demokrat Parti iktidardan düşürülmüş ve 1961 yılında yeni anayasa yürürlüğe girmişti. Bu anayasanın getirmiş olduğu birçok yenilikler daha demokratik ve çoğulcuydu. Burada temel hak ve özgürlüklere daha fazla yer verilerek; siyasi partilerin demokratik hayatın vaz geçilmezleri olduğu belirtiliyordu. İşçi ve memurlara sendika kurma, grev yapma hakkı tanınmış, üniversitelerin özerkliği yasal güvence altına alınmıştı. Önceden izin almaksızın gösteri ve yürüyüş yapma hakkı gene 1961 Anayasası ile gelen yeniliklerdendi.

1961 Anayasası’nın getirmiş olduğu bu yeniliklerden faydalanılarak, aynı yıl TİP (Türkiye İşçi Partisi) kuruldu. Kullanmış oldukları “Herkese İş Köylüye Toprak!” sloganı çok tutuldu ve iyi bir parti çalışması ile 1965 genel seçimlerinde, TBMM’ne 15 millet vekili göndererek bir ilki başardılar.

Ancak 12 Mart 1971 Askeri Muhtırası ile siyasi hayatına son verilen TİP, 1975 yılında Behice Boran tarafından yeniden kurulsa da, 12 Eylül faşist darbesiyle yeniden kapatıldı.

SOSYALİSTLER İKTİDARI HEDEFLEMİYOR

Günümüz siyasetine baktığımızda sanırım yüzden fazla siyasi parti var. Bunların içinde sosyalizmi savunan partilerin sayısı azımsanmayacak bir sayıda. Halk arasında CHP sol parti olarak bilinir ve bu doğru bir tanımlamadır. Ama günümüz şartlarında “Sol” kavramı sadece Reformizm’i temsil ettiğinden, sosyalist devrimcilikten ayırmak gerekir. Zaten CHP’nin sosyalizmle bir bağı olmadığı gibi; sağ partilerle arasında ideolojik bir ayrılık da bulunmamaktadır.

12 Eylül faşist darbesiyle birlikte ülke en az elli yıl geriye gitmişti. Yeni yeni gelişmekte olan sanayi durmuş, hukuk ve adalet kavramı ortadan kaldırılarak anayasal haklar çiğnenmişti. Emniyet şubeleri insan mezbahalarına dönmüş, işkence ve yargısız infazlar rutin işlemlerden sayılıyordu.

12 Eylül öncesi hoparlörlerden yükselen devrim ve sosyalizm marşlarının yerini, mehter marşları almıştı. Köşe başlarını tutan jandarmaların ve siren sesleriyle cirit atan polislerin halk üzerindeki baskıları, işgal edilmiş ülke görünümü veriyordu.

Devrimci sosyalistler birkaç ay içinde ceza evlerine dolduruldu. En ağır işkencelerle katledildi! Kaybedildi!.. 1977 yılında Eyup Kurt adlı tanıdık bir tekstil işçisinin karakolda ayaklarından asılarak, piknik tüpü ile yakılıp öldürüldüğüne şahit olan arkadaşlar vardı…

Lider konumunda olan çoğu devrimciler kurtuluşu, yurt dışına sığınmakta buldu. Büyük çoğunluğu ise; hiç uğramadığı camilerde beş vakit namaz kılarak, evinin baş köşesine Kenan Evren posteri asarak ya da duvara astığı Kuran’ın yanına birkaç din kitabı koyarak kendini kamufle etmeyi başardı.

12 Eylül’e kadar illegal çalışan devrimci sosyalist örgütler en ağır darbeyi almışlardı. Hazırlıksız ve deneyimsizdiler. Belli kalıplar arasına sıkışıp kaldıkları için teori ve pratiğe ihtiyaçları vardı.

Devrimci örgütler ancak 1990 yıllarında alışılmış literatürün dışına çıkarak, yasal parti olmanın zorunluluğunu tartışmaya başladılar. Tartışmalar ilk meyvesini 1996 yılında vermeye başladı. İlk olarak Emek Partisi ile, Özgürlük Ve Dayanışma Partisi kuruldu. Parti kurucuları daha çok 1970’li yılların siyasi ve ekonomik mücadelesini veren, ceza evlerinde ve işkence merkezlerinde yaşamın en ağır bedelini ödeyen gençlik önderleriydi. Kendi çevreleriyle birlikte işçi ve öğrenci gençliği de partiye kazandırmayı başardılar! Özellikle Emek Partisi işçi ve öğrenci gençlik arasında etkili bir ağ oluşturmuştu.

Ama bütün bunlar bir yere kadardı ve seçim sandığına yansımıyordu. Emek Partisi’nin 1999-2000 yılları arasındaki seçim çalışmalarına bende katılmıştım. Semtlerde ev toplantıları yapıyor, işçilerle görüşüyor, afişleme yapıp bildiriler dağıtıyorduk. Parti olarak gittiğimiz yerlerde ilgi görüyor ve çoğaldığımızı görüp mutlu oluyorduk. İşçi ve öğrenci gençlik el ele vererek müthiş bir çaba gösteriyordu. Ama ne hikmetse parti seçimlerde emeğinin karşılığını alamıyor; hatta alınan oy sayısı partiye kayıtlı üye sayısına bile ulaşmıyordu! Diğer partilerde de durum farklı değildi.

Diğer yandan yasal partiye karşı olan diğer illegal partiler de strateji değişikliğine giderek, yasal partiler olarak siyaset yapmaya başladılar. Türkiye’de sosyalistlerin oy potansiyeli en fazla yüzde on bile değilken, onlarca devrimci ve sosyalist parti kuruldu. Ama yeni kurulan her parti diğerlerini ya oportünist ya da reformist olarak görmeye devam etti. Aynı Parti bayrağı altında birleşmeme inadından vaz geçmeyen sosyalistler, siyasi iktidarı kendilerine hedef olarak belirleyememektedirler.

Öyle görülüyor ki; artık bütün dünyada sosyalist mücadele parlamentoda veriliyor. Ama bunu yaparken ustaların teori kitaplarına gömülüp kaybolmak yerine büründüğümüz kalıplardan kurtulmalı, savunduğumuz bilimsel ideolojiyi güncelleyerek ileriye taşımalıyız. Artık yaşadığımız çağla birlikte işçi sınıfı ve burjuvazi de değişti. Öyle bir teknoloji var ki sadece yer yüzünü değil; yer altını, atmosferi ve uzayı bile değiştiriyor.

Durum böyleyken Marksizm’i 170 yıl önceki haliyle savunmak, bilim dışı bir seçenektir. Oysa ki sorun Marksizm’de değil, onu geliştirmeyen ve güncelleştiremeyen bizlerdedir.

Belki de bu güne kadar yüzde bir oy oranına bile ulaşamayan devrimci sosyalist partiler bu yanlıştan dönerek tek bir parti olarak güçlerini birleştirmeli ve halka umut olabilmelidirler. Aksi durumda sosyalistler olarak hiçbir zaman iktidara gelemeyecek ve sonsuza kadar slogan atıp boş yere nefes tüketeceğiz.                          Mustafa Ercan

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.