hediyepatlayan kutu

SON DAKİKA

Aşka yazdım (Mektuplar) 6.Mektup

Bu haber 23 Mayıs 2019 - 14:00 'de eklendi

Kendimi eve kilitlediğim gün
Aşkım aşkım
Saçı örüklü aşkım
Öfkelerini asarak
Kinlerini çırparak
Kızgınlığını dökerek
Soğumadan elim
Tut elimden aşkım

Aşkım aşkım
Kulağı küpeli aşkım
Gözümün feri sönmeden
Nasıl bilirdiniz denmeden
Kürekler toprak atmadan
Yüzüm toprağa değmeden
Dudağımdan öp aşkım
Muhittin Çoban

Hayat hataların toplamından oluşur biraz da. Dersler çıkarırsak eğer bize doğru, bize uygun yollar açar hayat.
Hatalar yaparız bilerek veya bilmeyerek, masum olan, hain olan hatalar.
Ben de hatalar yaptım, daha da yapacağımı biliyorum.
Hatalardan kaçışın yolu var mı, biri bana göstersin öpeyim alnından. Hatalarla yol alır insan, biz de hatalarımızla sevgi yolunda yürüdük inatla.
Biliyorum ki bir hatayı bir kez işlersen, o da bilmeyerek işlersen masumca, ikinci kez ama bilerek işlersen haince olur, bunun hoşgörüsü de olmaz.
Bazen yaptığımız hata bize doğru, karşıdakine yanlış gelebilir. Bu başka bir şey! Bu durumda yapılması gereken abartmadan iç huzurumuzla sorgulayıp, tartışıp, birbirimizi algılayarak doğruyu bulmaktır. O an bulamasak da doğruyu zamana bırakmaktır doğru olan. Zaman hataları gösteren en kuvvetli aynadır.
Ve bazen arkamızda onarılması zor olan, yıkıntısı büyük olan hatalar bırakmadan, küçük masum hatalarda kalmak istersin, ben de bunu yaptım.
Ardında kalan, kalan ömrün boyunca üzüleceğin, istesen de düzeltemeyeceğin, eski fabrika ayarlarına sokamayacağın büyük hatalar yapmaktansa, küçük masum hatalarda kalmak, ısrarla bu küçük hatalarla yolda yürümek istersin, benim yapmaya çalıştığım da bu.
Biz iki yetişkin insanız. Aynı asmanın olgunlaşmış üzümüyüz, aynı yüzyılı paylaşanız. Halden anlayanız, hoşgörülüyüz. Buradan yola çıkarak için de sevgiyi taşıyan küçük hatalarıma hoş bakmaya devam edeceğini umuyordum, buna inancım eksiksizdi.
Bu küçük hatalar sende nasıl olduysa büyüdü, devleşti, sancılı hal aldı, yetmedi kanserli hücre gibi gördün ve resti çektin:
“Bitti!” dedin.
Hani kurtarmak istersin ya bir çam kozalağını bir selden, hani kaybetmek istemezsin ya en kıymetli alyansını, bunlar için mücadele edersin ya, işte bu çabalama anında kaybetmemek istediklerin arasında seçim yapmak ikileminden bırakılırsın ya, “Ya ben ya o?” denir ya işte ben o noktadaydım “Bitti!” dediğinde.
Hiç istemedim ikilem arasında kalmayı, bu yüzden de kimseyi ikilemde bırakmadım, kaçındım bundan.
Şimdi ikilemdeyim, iki keskin bıçak arasında çığlık çığlığayım, inliyorum, çırpınıyorum.
Sağım uçurum, solum uçurum şimdi.
Ve ben inadına seçim yapmak istemiyorum. Seçim yapmak bir öteki anlamı kaybetmektir.
Kaybetmeden kazanmak yok mudur?
İşte hatalarımı sürdürmemin nedeni de bu! Bilmem anlatabiliyor muyum?
İnsan hatalarıyla güzeldir biraz da.
Biliyor musun sen sadece doğrularınla değil, hatalarınla da bir başka güzeldin.
Ben seni hatalarınla sevdim oysa.
Oysa sen beni hatalarımla terk ettin.
“Başkaları ne der diye yaşanmamalı!” diyen sen, “Başkaları böyle/şöyle diyor,” demeye başladın. Topluma yabancılaşmayayım derken niye aşka yabancılaşmayı seçeriz ki?
Ve sen aşka yabancılaşmayı seçtin.
Biliyorum bu geçici seçim, buna inanıyorum, daha çok da sana inanıyorum.
İnanıyorum sen sevgiyi, sen aşkı, sen yine beni seçeceksin, çünkü aşk ikimizin içinde hâlâ tükenmedi.
Ayrı ayrı yerlerde nefes alsak da şu an, ayrı ayrı sokaklarda yürüsek de yine bir kavşakta, yine bir protesto da buluşacağız.
İşte bu nedenle diyorum ki sevgilim:
Dudağım toprağa değmeden öp dudağımdan.

On üç saat sonra
Soru sormayı pek sevmem ama yine de sormak istiyorum. Hani deriz ya, insan yaşamında soruları kadar vardır, e soru olmazsa yanıtta olmaz, tıpkı merak olmazsa öğrenmenin de olmayacağı gibi, buradan yola çıkarak bu soruyu kendime sormakla kalmayacağım, yanıtlamaya da çalışacağım.
Doğada öteki canlılar gibi kalsaydık, yani cinsel yaşamımız özgür olsaydı, aşk olur muydu, yani insan aşk gibi bir kavramı üretip, yaşar mıydı?
Bu soruyu kendime çok sordum!
Sahi nasıl olurduk evrimleşmemiz böylesine gelişmeseydi, yani bugünün insanına gelmeseydik?
Bu sorunun yanıtını vermek hayli zor, belki bu soru bile yanlış bir soru. Evrimleşmemiz böyle olmasaydı nasıl kalırdık doğada, bunu bilme, belirleme şansımız yok. Bugünden geriye dönerek tartışmakta anlamsız gibi görünüyor. Ama merak ediyor insan, en olmadık şeyleri merak etmiyor muyuz? Ediyoruz, bu da onlardan biri işte.
Galiba çok farkımız olmazdı, aşk gibi kavramlar üretilmezdi.
Cinsel yaşamımız içinde aynı şeyi söyleyebiliriz. Öteki canlıların cinsel yaşamı üreme üzerineyse, bizlerin ki de üreme üzerine devam ederdi. Gerçi şimdide cinselliği üreme üzerine yapıyoruz, ama bununla kalmadık, sevgi ve aşkı üreterek cinselliğe estetik boyut getirdik, buna da sevişme dedik.
Aşk, sevgi, dostluk, arkadaşlık, kıskançlık, sadakat, fedakârlık gibi kavramlar insanın evrimleşmesi sonucunda üretilen kavramlardır. Bizi de öteki canlılardan farklı kılan da budur, akıldır. Bu gelişen akıl sayesinde evrene hükmetmeye başladık. Evrene hükmederken aynı zaman da kendi mutluluğumuzu mutsuzluğumuzu, yani güzelliği ve çirkinliği de hayatımıza soktuk.
Aşk, sevgi güzelliktir. Aşkın içine ne zaman ki mülkiyeti, bireyciliği, kıskançlığı, sadakati, fedakârlığı, muhtaçlığı soktuk, aşkın sonunu da beraberinde getirmeye başladık. İnsan dışında öteki canlılarda aşk, sevgi, sadakat, fedakârlık, dostluk gibi kavramlar yoktur. Cinsellik bir seremoni değildir, sıkıştırılmış katı ahlak kuralları içinde yaşanmaz, doğal bir eylemliliktir onlar için ve bu doğal eylemden dolayı da cinayetler işlenmez, şiddete yönelimler olmaz.
Doğal yaşama, yani ilk çağlarımıza yeniden dönemeyeceğimize göre ne yapmalıyız ki yaşamlarımız yaşanılır olsun, aşk gibi, sevgi gibi, dostluk gibi güzellikler olanca güzelliğiyle yaşanabilsin?
İşte bunun yanıtı hiç de zor değil.
Sevgiyi ve aşkı söndürmeye çalışan mülkiyet, kıskançlık, sadakat, bireycilik gibi kavramları temizlersek hayatımızdan, işte o zaman hayat yaşanılır hale gelir, işte o zaman cinsellik suç, günah ve ayıp olmaktan çıkar. Bunun için cinayetler işlenmez, yaşamlarımız daha doğal bir hal alır, bizi mutsuz eden şeylerden de kurtulmuş oluruz.
Bunu başarmamız hiçte imkânsız değil, doğal insan olmamız yeter, sevgiye sarılmamız yeter.
Ancak sevgiyle çirkinliklerden arınabiliriz.
Haksız mıyım?

Muhittin ÇOBAN / İSVİÇRE
Muhittin ÇOBAN23@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.