1968 KUŞAĞINI OKUMAK VE ANLAMAK » DevhaberDevhaber

3 Ekim 2022 - 20:27

1968 KUŞAĞINI OKUMAK VE ANLAMAK

Son Güncelleme :

08 Mayıs 2022 - 22:26

279 views
1968 KUŞAĞINI OKUMAK VE ANLAMAK

6 Mayıs 1972 gecesi sıkı yönetim mahkemelerinin siyasi bir kararla idam ettikleri üç halk kahramanı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı bir kez daha andık. Aradan geçen 50 yıl boyunca her anmada katlanarak çoğaldılar. Halk, kahramanlarını nakış işler gibi özenerek kendi çocuklarında yaşattı. Deniz, Yusuf, Hüseyin, Mahir, Ulaş, Taylan ve niceleri…

Peki neydi bu gençlerin amacı? Tamamı Üniversite öğrencisiydi. Kimi hukukçu, kimi mühendis, doktor ve bilim insanı olmak üzereyken, neden devletle çatışmayı ve ölüme yürümeyi seçtiler?

68 hareketini sadece Türkiye ile sınırlayarak anlamaya çalışmak bizi tatmin etmeyecektir. Bunun için biraz daha geriye giderek koşulların nasıl oluştuğunu birlikte hatırlayalım…

1960 YILLARINA NASIL GELİNDİ?

1950 yılları başta Amerika olmak üzere emperyalizmin yeni pazarlar elde etmek en vahşi biçimde yayılmaya başladığı yıllar oldu. 2. Dünya Savaşı yeni bitmiş, Nato yeni kurulmuş, Kapitalizm yönünü 3. Dünya ülkelerine dönmüştü.

1945 yılında Almanya’nın Sovyetler Birliği tarafından yenilgiye uğratılması komünizmin zaferi olarak kabul edildi. Bundan endişeye düşen Amerika 1947 yılında ilan ettiği Truman Doktrini ile komünizme savaş ilan etti. Bu doktrin daha çok Sovyetlerden etkilenmesi muhtemel Türkiye ve Yunanistan için yapılmıştı… Bunun üzerine Zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Amerika’dan askeri yardım talep eder. Yardım etmeyi kabul eden Amerika’da, Türkiye’den çok partili sisteme geçilmesini ve Köy Enstitülerinin kaldırılmasını ister. İsmet İnönü, Amerika’nın şartlarını kabul eder. Truman Doktrini gereği, çok partili sisteme geçişle birlikte okullara ilk olarak mecburi din dersleri getirilir. Köy enstitülerinin kaldırılması ise 1955 yılında Demokrat Parti tarafından gerçekleştirilir.

Çok partili ilk seçim 1950 yılında yapılır. Amerika’nın desteklediği Demokrat Parti “daha fazla özgürlük” ve “daha fazla demokrasi” vaadleri ile seçimi kazanır. İlk işi cumhuriyetin kazanımları ile hesaplaşmak olur. Aydın, demokrat ve solculara karşı temizlik hareketi başlatır. Halkı, bu günkü iktidarın yaptığı gibi din ile uyutup, aydınlara karşı kışkırttı. Henüz Nato üyesi olmadığımız halde Kore’ye asker göndermeyi teklif etti. Güney Kore cephesinde yer alan Türkiye, bu savaşta 887 evladını şehit vererek Nato’ya katıldı.

1950’li yıllar; Amerikan emperyalizminin Truman Doktrini ve Marşal Yardımları ile, elini kolunu sallayarak Türkiye’yi ele geçirdiği yıllar oldu. Aynı dönemde Çin’de sosyalist devrim olmuş; köylülüğün, yoksulluğun ve eğitimsizliğin çaresiz bıraktığı ülke aniden kalkınmaya başlamış, bu da bütün Dünya’nın ilgisini çekmişti.

1955 yılında Kuzey Kore savaşının devamı niteliğinde tekrar başlayan ve 20 yıl süren Vietnam Savaşı, Latin ülkelerinin emperyalizme karşı başlattığı bağımsızlık savaşları Dünya gençliği tarafından yakından izleniyordu. Özellikle 1959 Küba Devrimi ve efsanevi liderleri, özgürlük ve bağımsızlık özlemiyle tutuşan gençlik için model olarak kabul görülüyordu.

1949 yılında Emperyalizmin Nato adı altında örgütlenmesine karşılık; 1955 yılında Sovyetler Birliği’nin başını çektiği sosyalist ülkeler de Varşova Paktı’nı kurdular. Böylece vahşi emperyalizme tepki olarak Dünya’nın pek çok ülkelerinde, başını gençliğin çektiği kültürel ve iktisadi değişimler başladı. Afrika’da Fas, Tunus, Cezayir; Avrupa’da Fransa, İspanya, İtalya, Almanya ve Yunanistan gençliği emperyalist kültürün işgaline karşı direndiler.

1959 yılında Küba’da Fidel Castro, Che Guevara, Raul Castro ve Camilo Cienfuegos önderliğindeki halk güçlerinin Batista rejimini yıkarak sosyalist Küba devletini kurmaları, Latin ülkelerinde bağımsızlık ve özgürlük umudunu canlandırdı. Özellikle Che Guevara’nın bakanlık görevini bırakarak diğer halkların mücadelesine gerilla olarak katılması ve katledilmesi bütün Dünya gençliğini etkiledi.

KÜRESEL RÜZGARIN 68 KUŞAĞINA YANSIMASI

Yukarıda belirttiğimiz başlıca küresel nedenlerin Türkiye’ye yansıması kaçınılmazdı. Din derslerinin mecburi edilmesi, Nato’ya girişimiz, Truman Doktrini, Marşal Yardımları ve Eğitim Enstitülerinin kaldırılması Amerika’nın direktifleri ile uygulamaya konmuş, genç cumhuriyete büyük zararlar vermişti. Demokrat Parti iktidarı zamanında yaygınlaştırılan İmam Hatip okullarının görevi, din kisvesi altında Amerikancı bir gençlik yetiştirmekti.

1960 ihtilali Türkiye’de kısmi de olsa bir takım hak ve özgürlükler getirdi. Bunun ilk yansıması üniversite gençliğine oldu. Fikir kulüpleri ve çeşitli dernekler kurarak örgütlenmeye başladılar. Ne var ki Demokrat Parti zamanından beri örgütlenmekte olan gerici ve Amerikancı gençlik kendini bu ülkenin yegâne sahibi gördüğü için, devrimci gençliğe tahammül edemiyordu. Onlara göre Amerika Türkiye’ye yardım ediyor ve komünizme karşı koruyordu!

DENİZLER VE 68 KUŞAĞI

Aslında 68 olayları dediğimiz; 1960 yıllarında bütün Dünya’yı saran özgürlük ve bağımsızlık rüzgarının Türkiye’de ki yansımalarıydı. Taylan Özgür, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya ve nice yiğitler de bu rüzgarın liderleriydi.

1960 yılları Türkiye gençliğinin aynı zamanda komünizme ilgi duyduğu yıllar olmuştur. Marx, Engels, Lenin, Mao, Stalin bu yıllarda okunmaya başlanmış; Sovyetler Birliği’nin Türkiye Kurtuluş savaşına yaptığı yardım bu dönemde öğrenilmiş ve devrimci gençliğin sempatisini kazanmıştır. Özellikle Che Guevara’nın kızıl yıldızlı şapkası ve ağzından düşmeyen purosu akım haline gelmişti. Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkaya’nın başında gördüğümüz şapka kızıl yıldızlı olmasa da Che hayranlığını temsil ediyordu.

1961 Anayasası’nın ardından özgürlük ve sosyalizm isteyenlerin artmasıyla; Ocak 1962 de Amerikancı milliyetçiler Taksim’de sol karşıtı bir miting düzenleyerek, komünizmi Türk milletinin düşmanı olarak gösterip bazı gazeteleri yaktılar. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel bu mitinge arka çıkarak “komünizm propagandası yapmak isteyenler millet tarafından ezilecektir” dedi. Bir başka Senatör Mehmet Özgüneş, “her komünist bir vatan haini ve Rus ajanı” diyerek devletin solculara karşı tavrını belirlemiş oluyorlardı.

1965 yılında devrimci öğrenciler Fikir Klüpleri Federasyonu’nu kurdular. Bu sayede daha örgütlü bir yapıya kavuştular. Esas mücadele de bu yıldan sonra başladı. 1968 yılında 6. Filo Dolmabahçe Sarayı’nda demirlemişti. Türk Hükümeti Amerikan askerleri beğensin diye genel evleri bile süslemişti. İçlerinde Deniz Gezmiş’in de olduğu devrimci gençlik bunu ağır bularak 6. Filoyu bastı. Askerlerin bir kısmını denize attılar. Olayların büyümesi üzerine Polis İTÜ’yü bastı. Vedat Demircioğlu’nu okul penceresinden atarak öldürdüler. Olaylar büyüdü ve öğrenciler yürüyüşe geçti. 6. Filo bunun üzerine geri gitti. Üniversitelerde form ve boykotların ardı arkası kesilmiyordu. Öğrenci eylemleri olarak başlayan olaylar üniversite duvarlarını aşarak, fabrikalara kadar girmişti.

1969 yılına gelindiğinde sadece öğrenci derneği olan FKF, Dev-Genç olarak adını değiştirdi. Böylece toplumun her kesiminin muhalefetine dönüştü.

Deniz Gezmiş 1969 yılında Filistin’e giderek, bir süre FKÖ cephesinde İsrail’e karşı savaşır. Geri dönüşünde Aralık 1969’da tutuklanarak ceza evine girer. Yaklaşık on ay yattıktan sonra 18 Eylül 1970’de salıverilir. Çıktıktan hemen sonra THKO’yu kurar. Artık illegaldir ve birçok olaydan dolayı aranmaktadır. 16 Mart 1971’de yakalanır. Yoldaşları Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte sıkı yönetim mahkemesi tarafından kısa sürede yargılanarak idam edildiler…

İdamdan bu yana geçen 50 yıl zarfında çok şey konuşuldu. Eminim bundan sonra da konuşulacak ve tartışılacaktır. Çoğu kesimler, özellikle de CHP bu üç devrim ve sosyalizm kahramanını Kuvayi Milliyeci veya Kemalist çizgiye düşürmek istiyorlar. Bu çok komik bir sahiplenme olacağı gibi aynı zamanda onların ideolojik mücadelesine yapılacak en büyük saygısızlıktır. Arşivi kurcalamadan edemedim. O gün CHP’nin 30 milletvekili idam için evet, 47 milletvekili hayır oyu verirken, 2 milletvekili de çekimser kalıyor. 52 CHP milletvekili ise oylamaya bile katılmayacak kadar rahatlar. İdam kararını imzalayan zamanın başbakanı Nihat Erim bile CHP milletvekiliydi. Eğer oylamaya katılmayanların bir kısmı bile red oyu verse, bu gençler asılmayacaktı. Tek suçları, uğrunda canlarını verecek kadar vatanını sevmek olan bu kahramanları hem öldürüp hem de “onlar bizdendi” demek nasıl bir ruh yapısı acaba?

Çok iyi biliyoruz ki onlar Cumhuriyetin kazanımlarını da savunan ama özünde 68 kuşağının Marksist-Leninist önderleriydiler. Daha iyi anlaşılması için onların darağacında haykırdıkları son sözleri ile makalemi noktalıyor ve onları saygı ile anıyorum.

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm. Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!”

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.