Yazı Detayı
04 Şubat 2018 - Pazar 13:57
 
TRAGEDYALARIN IŞIĞINDA, ÖLÜM
Bedros DAĞLIYAN İstanbul
alivefa@devhaber.net
 
 

 

Ölüm üzerine düşünmekten kendimi alamıyorum. Ölüm! Nasıl da ürpertiyor beni… Ölümü çocukluk çağlarında hiç düşünmezdim. Aklıma dahi gelmezdi ki… Şimdiyse acı bir hakikat sadece… Belki de mutlak bir iktidar hatta Tanrı’nın ta kendisi… Ölüm kapıda! Bu yüzdendir ölümden korkmamız kim bilir? Bu yüzdendir hepimizi içine alabilecek bir gemiyi beklememiz Nuh’tan… O gemi gittikçe büyüyor; ya sığmazsak…

 

Korku dağları gitgide büyümekte… Sokaklarda eli sopalılardan korkar olduk. Gün geçmiyor ki ölüm bir insanı kapıda yakalamasın… Korku, aynı zamanda korkutanlardan da öç alır mı acaba? O korkudan kimler nasibini alır söyleyebilir misiniz? Şimdi dua etme zamanıdır belki de…

 

Hepimiz ölümü bekliyoruz. Ölüm haberi almadığımız tek gün dahi yok. Gün olmasın ki bir dostun yittiği haberi gelmesin; yaşadığımız için utanır olduk belki de… Ne çok kanserli haberleri geliyor, birbiri ardına… Bu acı durum, bizi sınıyor sanki… Ölüm, o mendebur olasılık yaşadığımız zamanlara, anlara sızıyor. Ölmek değil de, aşağılanmak, aciz kalmak, güç karşısında insanlığı terk etmek daha mı kötücül yoksa…

 

Güçlüyle zayıfın düellosu mu acaba bu yaşadığımız? Artık hayvanlardan daha hızlı ölüyor insan… Bu bir tatmin, mastürbasyon hatta öldürmekten zevk alma durumu… Öldüren insanlara neden diye sorulduğunda şöyle mi diyordur? İş ilkini başarabilmekte; sonrasında, kaç kişi olduğu çokta önemli değil ki… Milyonlar çok uzak bir rakam değil artık…

 

Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesiyle başlayan ve bugünlere dek süregelen bir öldürme içgüdüsü bizi bugünlere getirdi… Bu öldürme zevkinden hayvanlar da nasibini alıyor. Onu öldüren insana bakıp medet bekliyorlar. O insan denilen mahlûksa cinsel bir zevk alıyormuş gibi sonsuz bir arzuyla öldürüp bir de kameraya çekip nasıl da paylaşıyor değil mi? Sonra bir bakıyorsun ansız bir patlamayla insanlar da havaya uçuvermişler. Geride kalan anneler, babalar ve çocuklarsa katillerden merhamet bekliyorlar hâlâ...

 

Gittikçe daha kederli oluyorum, oluyoruz. İsa gibi düşünmeyi seçiyorum. Daha çok hoşgörüyü… Hayattan zevk alabilmeyi, neşeli insanların mutluluğuna ortak olabilmeyi, estetik sanatın doruğuna çıkabilmeyi, bir şiiri birine okurken huşu içinde esrikliğin en şarabi hallerine girebilmeyi daha çok istiyorum elbette…

 

Shakespeare’nin ölümsüz eseri Macbet’de, Macbeth kral Duncan’ı öldürür öldürmez elinde kanlı hançeriyle sahneye çıkar. Onun eserlerini canlandıran büyük ve unutulmaz sanatçı Tommaso Salvini bir gazetede şöyle yazar: Bu sahne gerçek dışı bir olayı anlatır. Pek doğal değildir; çünkü bir caninin ilk hareketi cinayetini gizlemek olur. Bu sahne aslında tam da bu düşünce ile yazılmıştır. Gerçek gibi görünmekle birlikte gerçek değilmiş gibi hmemizi ister bir bakıma... Üstelik ona hayaller gördürür ki bu vicdan azabından ziyade kralın katledilmesinden sonra tahtı elden kaçırma endişesini gösterir. Bizse ölümü o denli kanıksadık ki; ölüm, bize yabancılaştı.

 

Oysa günümüzde cinayetler hiç de gizlenmiyor, aksine çok matah, gurur duyulacak bir olaymış hatta gösteriymiş gibi icra ediliyor. İyi insanlar güzel amellerinden bahsediyor, canilerse yaptıkları katliamdan seve seve ihtirasla bahsediyorlar.

 

Bu Pazar tam da bunları konu alan tragedyalar ve sanat hakkındaki görüş ve düşüncelerini bizlerle paylaşan Şair ve yazar İlyas Orak’ı dinlemeye gidiyoruz dostlarla… Sinema ve tiyatronun konu ettiği çeşitli teatral örnekleri tarihi gerçekliklerle birleştirip bizlere aktarırken kendimizi birden katliam ve cinayetlerin kol gezdiği bir ortamın içinde acıyla kıvranırken buluveriyoruz.

 

Günümüz cinayetleri Shakespeare’nin katilleri Hamlet ve Othello’dan daha vahşi yöntemlerle işleniyor, oysa…
Yazarlar yarattıkları tiplere ancak onları yarattıktan sonra rastlarlarmış. Karşısına çıktığında ürperirmiş, üstelik… Kendisini farklı bir düşünceye karşı savunduğu zaman, bir yazar için en önemli zamandır, oysa... Teslim olmuş ve artık yazmıyor, hatta yazmak istemiyorsa da artık yazar olmaktan, aydın olmaktan, dolayısıyla da ışık yaymaktan vazgeçmiştir.

 

Biliyorum ki bize korkutucu gelen her olay, iğrenç ve yalın birer hakikatten başka bir şey de değil. Hakikatin nasıl acıttığını en çok bilenlerdeniz…


Etrafımızda olup biten her olay bizi acılara salan birer gerçek olmaktan çıkıp imgelere, dizelere sürgün edilirken, her okuduğumuzda kirpiklerimiz yorgunlukla gözbebeğimizi çiziyor. Yasaklar tenimizi o denli acıtıyor ki, kendimizi gazyağı kokulu bakkalların yanan mumu gibi erir halde buluyoruz. Etrafa ışık da saçmıyoruz, saçamıyoruz… Her bir tarafımız simsiyah is içinde kalıyor.

 

Yalnızlık bizi korkularımızla yüzleştiriyor artık. Hep cinayete kurban edileceğimiz sahneleri bekliyoruz. Düşüncelerimiz o kadar yakıcı hale geliyor ki, yazdığımız sözcüklerden korkuyoruz.
Biliyor musunuz? Tragedyaları, destanları hatta ağıtları, yeniden okuma zamanı geldi de geçiyor bile… Karabasanlar beni buna zorluyor; ya sizi?

 

Bedros Dağlıyan

Görüntünün olası içeriği: açık hava
 
action="https://www.facebook.com/ajax/ufi/modify.php" id="u_0_12" method="post">
BeğenDaha fazla ifade göster
Yorum Yap
 
 
Etiketler: TRAGEDYALARIN, IŞIĞINDA,, ÖLÜM,
Yorumlar
Haber Yazılımı