Yazı Detayı
24 Kasım 2018 - Cumartesi 22:49 Bu yazı 244 kez okundu
 
Kadına Yönelik Şiddet ve Toplumsal İkiyüzlülük
Seher YEĞİN / Almanya
alivefa@devhaber.net
 
 

Son günlerde kadınların uğradığı şiddet çeşitli biçimlerde kamuoyuna yansıyor. Yaşadıkları fiziksel ve psikolojik şiddet yüzünden yaralanan, ağır travma ve hatta ölümle sonuçlanan vakalar oldukça fazlalaştı. Anlaşılacağı üzere istisna durumlardan söz etmiyoruz.

 

Toplumun gözü önünde olan kadınların erkek arkadaşları ya da eşleri tarafından yaşadıkları şiddet kamuoyuna hızlı bir şekilde yansıyor. Hatta ciddi bir oranda kamuoyu desteğini de arkasına alıyor. Bu, elbette ki pozitif bir yansımadır.

 

Ancak, toplum tarafından tanınmayan kadınların şiddet görmesinde ne yazık ki aynı kamuoyu duyarlılığını göremiyoruz. Her gün yüzlerce ve hatta binlerce kadın erkek şiddetine maruz kalıyor. Şiddetin değişik biçimi olan taciz-tecavüz, psikolojik baskı ve ölümlere varan vakalar adeta diğer gündemlerin arasında kaybolup gidiyor ya da hiç gündeme bile gelmiyor.

 

Kamuoyunca tanınan kadınların uğradığı şiddet karşısında kitlesel duyarlılığın oluşmasının pozitif etkisi kuşkusuz ki, şiddet eğilimli erkekler üzerinde önemli bir baskı ve de toplumsal bir denetim mekanizması oluşturuyor. Biz buna toplumun ve kamuoyunun kendiliğinden oluşan denetim mekanizması diyebiliriz. Bu denetim mekanizması tanınmış erkek simalar üzerinde kontrol mekanizması geliştiriyor. Şöhretli bir kadına, gene şöhretli bir erkek tarafından uygulanan şiddet adeta magazinleştirilip, asıl mesele özünden saptırılarak gündeme bir reklam unsuru olarak oturuyor. Her şeyi, satmak ve kar elde etmek üzerine kurgulanmış sömürü sistemi şöhretleri de pazarda tıpkı bir meta gibi, satıp tüketiyor. Hal böyle olunca, sanki bir film konusu gibi şöhretli bir kadının uğradığı şiddet de magazin konusu oluyor. Hatta belki de normalleştiriliyor, çünkü sıradan kadınların rol model seçtikleri şöhretli kadınların kocalarından, erkek arkadaşlarından gördükleri şiddetin magazin gibi sunulmasını, ”aman tek biz miyiz dayak yiyen ünlü kadınlarında başına geliyormuş” gibi etki bile bırakabilir.

 

Her ne kadar bu tür magazinsel haberler ”bir duyarlılık” gibi gösterilmeye çalışılsa da “sıradan” şiddet gören kadınların ne basında ne magazinde ne de gündemde yer alamaması başka bir çifte standarttır.

 

Kadına yönelik şiddeti irdelediğimiz de görüleceği gibi koca bir çelişkiler yumağı ile karşı karşıyayız.

Ayrıca devlet ve toplum içerisinde bazı kesimlerin, farklı ulus, azınlık ve inançlara mensup kadınların uğradığı şiddeti meşrulaştırdığına da defalarca tanık olduk.

 

Birkaç örnek vermek gerekirse;

Arap kadınların “doğurganlığı” adeta alay konusu yapılıyor, Kürt kadınların devlet şiddetine maruz kalması karşısında “oh olmuş” dercesine erkek egemen bu zihniyet destekleniyor.

Kadına yönelik duyarlılık bu anlamda tam bir ayrışma, çıkmaz ve ikiyüzlülük gibi ibretlik bir noktada zirve yapıyor.

 

Devletin kadın politikaları kadını korumak yerine adeta tahrik edici bir faktör olarak görüyor. ‘’Kadın doğurgan, mümkün mertebede bu özelliğiyle kalsın’’ diyen bir ideolojik şekilleniş var. Medya ve kamuoyu tarafından tanınan bazı kadınlara devlet daha koruyucu yaklaşırken, adı duyulmamış binlerce kadın erkek şiddeti görmesine ve ölümle tehdit edilmesine rağmen savcılık tarafından koruma verilmiyor.

 

Mahkemeler kadınlara yönelik şiddet ya da cinayetlere “tahrik” perspektifiyle bakmayı ihmal etmiyor. Hiç kuşkusuz ki istisna durumlar yaşansa da, bu istisnalar bir türlü genelleşmiyor. Avukatların ve hatta kadın avukatların bir kısmı erkek şiddetini meşrulaştıran “tahrik” nedenselliğini buluyor. Bazı Avukatların bu yaklaşımı etik mi? Bu Avukatlar, savunmalarını “tahrik” “gerekçesi” üzerine yapmak zorundalar mı? Hatta Avukatlar, şiddet, taciz ve cinayete bulaştığı kesin olan kişilerin davalarını almayarak olması gereken duruşu sergilemeleri gerekmiyor mu?

 

Diğer yandan Diyanetin çocuk yaşta kızlar için evlenmelerine yönelik fetvaları, ailelerin erkek bebek ve çocuklarını sevme biçimlerinde ki kız çocuklarla karşılaştırıldıklarında ayrıcalıklı olmaları, gibi binlerce yıllık tarihi erkek erk mirasının günümüze nasıl tezahür ettiğini gösteriyor.

 

Binlerce yıllık erk, erkektir.

Erk nedir? Güç olmaktır. Erkeğin erki, yani gücü ve iktidarı, kadın sorununun temelinde yatan ve onu aslında bir erkek sorununa dönüştüren en başat nedenselliktir. Keza erkek erki, yani gücü ve iktidarını paylaşmak istemiyor. Paylaşmamak, kadınla eşitlenmemek içinde şiddet yolunu seçiyor. Devletlerde böyle değil mi? Bazı devletlerin erilliği çok daha katıdır. Güç ve iktidarını paylaşmaz. Paylaşmadıkça tekleşiyor, şiddeti derinleştiriyor, baskıyı yoğunlaştırıyor ve tüm anti-demokratik yöntem ve mekanizmaları devreye sokuyor.

Seher Yeğin

 

Kaynak :/www.otekileringundemi.com

 
Etiketler: Kadına, Yönelik, Şiddet, ve, Toplumsal, İkiyüzlülük,
Yorumlar
Haber Yazılımı