Haber Detayı
30 Kasım 2017 - Perşembe 10:31
 
KHK’lı polisten Demirtaş’a açık mektup
Demirtaş’a seslenen polis memuru, üniversiteye kadar politik reflekslerini milliyetçi muhafazakâr çevrelerle birlikte gösteren biri. Şimdilerde güvendiği tek lider ise Demirtaş.
SİYASET Haberi
KHK’lı polisten Demirtaş’a açık mektup

Demirtaş’a seslenen polis memuru, üniversiteye kadar politik reflekslerini milliyetçi muhafazakâr çevrelerle birlikte gösteren biri. Şimdilerde güvendiği tek lider ise Demirtaş.

 

KHK ile görevden alınan polis, milliyetçi muhafazakâr bir aileden geliyor. Gerçi hakkında yakalama kararı olduğu için görüldüğünde tutuklanıp cezaevine konacak ama yine de halen Türkiye’de olduğu için adını vermeye gerek yok.

 

Demirtaş’a açık mektupla seslenen, duygularını anlatan polis memuru, üniversiteye kadar tüm politik reflekslerini ağırlıkla milliyetçi muhafazakâr çevrelerle birlikte gösteriyor. Üniversite hayatıyla birlikte görüşlerinin giderek değişmeye başladığını belirten polis, Çevik Kuvvet’te göreve başladıktan sonra gördüklerini de “Medya ve kamu gücünü idare eden lider ve yöneticilerin öfkeli halleri, polisin hukuka rağmen şiddete yönelmesinde önemli bir etken oluyor” sözleriyle özetliyor.

 

Gezi döneminde görev yaparken yaşananları tam olarak okuyamadığını belirten polis memuru, asıl değişimi Kobani süreciyle birlikte gönderildiği Kürt kentlerinde yaşamaya başladığını anlatıyor.

 

Anlattıkları şöyle:

 

“Benim için kırılma noktası Kobani olaylarıyla başlayan ülkedeki olağan dışı iç çatışmalar oldu. Bu nedenle Van ve Diyarbakır’a takviye kuvvet olarak gönderildim. İstasyon Meydanı’nda düzenlenen mitingde Abdullah Öcalan’ın mektubu okunduğunda orada görevliydim. Bölgedeki atmosferin televizyonlardan farklı olduğunu, ayakkabı boyayan 6-7 yaşlarındaki bir çocuktan öğrenmem beni üzmüştü. Emniyet binası çevresinde dururken ayakkabımı boyamak isteyen Turan adlı çocuk ‘Abi buradaki polis arabaları neden televizyonlardaki gibi beyaz değil. Burada hep yeşiller’ diye sormuştu. Bunu ben de düşünmeye başladım. Sıradan bir durum değildi. Psikolojik etkileri vardı.”

 

Güvenlikten sorumlu yöneticilerin bölgedeki tutumunu da anlatan KHK’lı polis, gördüklerine ilişkin ise şunları aktarıyor:

 

“Polisin şiddeti azaltmaya eğilimli kadrolardan mahrum bırakılışının etkilerini, yönetici polislerin yatıştırıcı olmak yerine toplulukları agresifleştirmesiyle daha iyi anlamaya başlamıştım. İnsanların en doğal hakkı olan toplumsal yürüyüşlerde polis müdürlerinin halkın engellenmesindeki o gereksiz, anlamsız, kaba yüzü çok şey anlatıyordu. Elbette şiddet dalgasının büyümesinde tüm siyasetçilerin sorumluluğu var. Bunlar silahların susması için daha fazla fedakârlık yapabilirlerdi.”

 

Siyasetçileri suçlayan, şiddetin büyümesindeki etkilerini anlatan polis memurunun, Edirne Cezaevi’nde tutuklu olan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a bakışı ise diğer liderlere bakışından çok farklı. Bunun nedenlerini de açık mektubunda ayrıntıları ile anlatıyor.

 

Mektup muhatabına da ulaşabilir mi, bilmiyorum ama yazdıklarında samimi olduğuna inanıyorum.

 

Mektup şöyle:

 

“Sevgili Demirtaş,

 

Bu mektubu maalesef geç kalmış bir çığlık olarak kabul et. Daha önce bir mektup yazacaktım ama mümkün olmadı. Olmadı, çünkü gerçekten kamu gücünden(!) kaynaklı yaşadığım sorunlar beni çok ayrı boyutlara götürdü.

 

Daha önce yazacağım mektup ölümümle ilgili olacaktı. Biliyorsun zatı muhteremin biri ‘400’ü verin bu işler huzur içinde çözülsün’ dedikten sonra yaşanılan huzursuzluklar daha şeddeli olmaya başladı. O kadar çok ölüm oluyordu ki ölüm yoruluyor ama öldürücüler yorulmuyordu. Üniformamdaki bedenden önce içimdeki insan olarak ümitlendiğim özgür ve demokratik ülke arzum ölüyor, öldürülüyor, yok oluyordu...

 

Ama hayır bir şeyler yanlış gidiyordu. Böyle olmamalıydı. Askeri vesayetin hukuk(!) anlayışı bir hırsızın bünyesinde hayat bulmamalı; bir çocuğun annesini yuhalatamamalı; Nuriye gibi aydınlık yüzleri solduramamalı; Maden ailesi gibi yüzlerce aileyi boğamamalıydı...

 

Umursadığım tek şey evrensel değerlerin etrafında insanca buluşabilmek; Munzur’un kenarında polis olduğum bilinse de rahatça Ankara’da çay içer gibi çay içebilmek; Dicle kenarında gezebilmek...

 

Ölüm o kadar karanlık ve nefret saçıyor ki ben barışa bu katkıyı yapamadığım için ancak bugün pişman olabildim. Evet, çok pişmanım, Sevgili Selo. O gün yazamadığım mektubu bu nedenle şimdi yazıyorum.

 

Daha önce yazmayı düşündüğüm mektupta bir PKK bombasıyla ya da kurşunuyla ölürsem senin bizzat cenaze törenime katılmanı, vasiyet edecektim. Eğer kardeş kavgası bitecek ise cenazem buna hizmet edebilirdi, diye düşünüyordum.

 

Samimiyetine inanıyorum Selo. Evet, ben polistim ve bu çıkışım hamaset severlerin hiç hoşuna gitmeyecekti. Çünkü gerçek katili biliyordum Sevgili Selo. Kaybettiğimiz polislerimizin tabutlarına el koyarak konuşanları görüyordum. Bizden şu kadar öldü ama onlardan bu kadar öldü diyen, iğrenç yaklaşımı görüyordum. Profesyonel yönetimlerin elinde olması gereken kadroların intikamcı ve öfkeli ellerde nerelere götürüldüğünü görüyordum. Hiçbir devlet adabına uymayan bu aptallıktan yoruldum, Selo.

 

Bu arada ölen Kürt gençlerinin de halini görüyordum. Yetim polis-asker çocuklarını, çocuklarını kaybetmiş tüm anneleri görüyordum. Herkes görüyordu. Görmemiş gibi yapanlar yüzünden bu haldeyiz Selo.

 

Sen yıllar önce bir televizyon programında terör ve şiddet kavramını anlatırken daha iyi kavramıştım yaşadıklarımı. Kirli savaşlar kesinlikle kamu gücünü kullananların iğrençlikleri nedeniyle bitmiyordu. Bu kan birilerinin işine geldikçe bitmiyor maalesef.

 

Sevgili Selo açık sözlülüğü severim. Silahsız her söz umudumdur. Bu sözüm üzerine FETÖ-PKK işbirliği diyenleri duyar gibi oluyorum. Hiç umurumda değil. Kendileri gibi herkesi trol sananların çok ucuz bir ithamı bu! Zerre umursamıyorum. Ben sadece hukuktan yana olan eski bir kamu görevlisiyim ve sadece kurbanım... Tıpkı yüzbinlerce KHK’lı gibi. Tıpkı sen gibi…

 

Sen silahı tercih edenlerin kurbanısın, Selo. Nasıl Hrant Dink ve Tahir Elçi kurbansa sen de kurbansın.

 

Tek umudum senin yaşaman Selo. Söylemlerin, özgürlükçü evrensel değerlere tabi sivil inisiyatife dayandığı sürece daha etkili olacak. Dilerim ki bu hep böyle devam eder.

 

Belirtmek isterim ki amacım polemik amaçlı bir PKK çıkışı yapmak ya da kaybı olanların acılarını tazelemek değil. Sadece kansız ve savaşsız bir geleceği arzuluyorum. Silah sesleri yerine ırmakların coşkulu akan sesini duyduğum bir vadidir, özlemim.

 

Sevgili Selo,

 

Kim silahtan yana tavır aldıysa o kadar çok senin işini zorlaştırdı. Bu nedenle de sana yazıyorum. Durumlar şimdi o kadar karışık ki bir tek çaremiz var. Bizi sadece sivil inisiyatifler özgür günlere taşır. Biliyorum, sen de bunu tercih edenlerdensin. Kitabını, mektuplarını bir çırpıda okuyorum. Bilmeni istiyorum ki bir Türk olarak, eski bir polis olarak senin yanındayım. Bu ‘Türk olarak’ kısmına da kimsenin takılmasını istemem. Çünkü ben insanca niyetimi dile getiriyorum. Çünkü bayrakla gizlenen günahların ve suçların, kontrol illüzyonlarının etkisinde değilim. Ölen herkese üzülen bir yürek taşıyorum. Haksız yargılanan herkesle beraberim.

 

KHK ile işimden atıldım. Hakkımda yakalama kararı var. Buna rağmen inatla ve tepkiyle gidip teslim olmuyorum. Bireysel sivil itaatsizlik olarak nitelediğim bu tavrıma ülke evrensel hukuk normlarına dönene kadar devam etme düşüncesindeyim. Aynı şekilde askerlik düşüncesini de silmiş atmış ve vicdanı ret tarafını seçmiş durumdayım. Kusura bakmasınlar canı savaş çekenler için ölmek ya da öldürmek oyununu oynamayacağım. Düşünsenize terörist diye atıyorlar ama asker diye sizi göreve çağırıyorlar.

 

Bugün seninle aynı derdin, aynı şiddet sarmalının ve hırsız tekelinin büyük zulmü altında inleyen yüzbinlerdeniz. Vesayetin en sevmedikleriyiz. Tam da bugünlerde hukuk siyasetin köpeği olmuşken, yani kamu gücü illegal faaliyete girmişken benim sivil itaatsiz tavrım en legal ve insanca tepkidir. Belki çok kolay anlaşılmayabilirim. Ama senin anlayacağını bildiğim için yazıyorum,

 

Sevgili Selo,

 

Senin kadar güzel kalem kullanamam. O nedenle çok da uzatmadan söylemek istiyorum, bu konudaki fikirlerini de merak ediyorum. 15 Temmuz Komplosu ile içeriye giren binlerce siyasi mahkûmu, 15 Temmuz Komplosu ile dizayn edilmiş tiyatro mahkemelerini reddetmeye davet etmek için sana yazıyorum. Onların çelişkilerine, yalanlarına inat en uyumsuz polis refleksi ile yazıyorum. Çünkü mevcut siyasi arenada etrafımızı sarmış bu kanlı vesayeti yarmanın sivil oyuncularından birinin sen olduğuna inanıyorum.

 

Sivil itaatsizlik, şimdi değilse ne zaman!..”

 

FEHİM IŞIK KİMDİR ?

"1961 yılında diyarbakır’da doğdu. ilk ve ortaöğrenimini diyarbakır’da tamamladı. 1988 yılında dicle üniversitesi fen

edebiyat fakültesi biyoloji bölümü’nü bitirdikten sonra kısa bir dönem batman’da öğretmenlik yaptı. 1989 yılında gazeteciliğe başladı. aynı yıl yayınlanan bir yazısı nedeniyle 2 yıl cezaevinde kalan ışık, gazeteciliği 2000 yılına kadar sürdürdü. ışık en son, kürtçe-türkçe yayınlanan haftalık ronahi ve hêvi adlı gazetelerin genel yayın yönetmenliğini üstlendi.

 

1992 yılında kurulan kürt kültür ve araştırma vakfı’nın (kürt-kav) üyesi olan ışık, 2002 yılından sonra aralıklarla bu kurumun yöneticiliğini de yaptı. ışık’ın kürt kültürü, tarihi ve edebiyatı alanında kaleme alınmış inceleme ve araştırmaları bulunmaktadır.

 

türkçe ve kürtçe kaleme aldığı araştırma ve makaleleri, inceleme ve araştırma dergileri ile gazetelerin yanı sıra çeşitli internet sitelerinde de yayınlanan ışık’ın hem kürtçeden türkçeye hem de türkçeden kürtçeye çevirdiği kitapları da bulunmaktadır. 2000 yılında yeniden öğretmenliğe dönen ışık, halen istanbul’da biyoloji öğretmeni olarak görev yapmaktadır. evli olan ışık’ın dört çocuğu vardır"

 

Kaynak : www.artigercek.com

Kaynak: Editör: Ali Vefa Yurdal
Etiketler: Bu sayfa içeriğiyle ilgili kelime tanımlamayabilirsiniz. Ör. ismail, haber,
Yorumlar
Haber Yazılımı