Haber Detayı
11 Aralık 2017 - Pazartesi 08:48 Bu haber 918 kez okundu
 
Bir IŞİD'ci Neden Türkiye'de Yargılanmak İster !
Ayça Söylemez’in yazısının tamamı şöyle: Bir IŞİD’ci neden Türkiye’de yargılanmak ister? “Mohammed Khaled Hawaslı, Ahmad Darviş, Ali Alibrahem, Ehab Haidar, Omran Alibrahem, Zafer Alshal, Zekeriya Derviş, Erkan Çapkın, Burhan Gök, Ahmet Güneş, Ökkeş Durmaz ve Mustafa Delibaşlar
DÜNYA Haberi
Bir IŞİD'ci Neden Türkiye'de Yargılanmak İster !

“Mohammed Khaled Hawaslı, Ahmad Darviş, Ali Alibrahem, Ehab Haidar, Omran Alibrahem, Zafer Alshal, Zekeriya Derviş, Erkan Çapkın, Burhan Gök, Ahmet Güneş, Ökkeş Durmaz ve Mustafa Delibaşlar…

Bu isimlerin hepsi, intihar saldırılarına dahil oldukları veya IŞİD militanı oldukları iddiasıyla Türkiye’de farklı davalardan yargılanıyor. Bazıları IŞİD yöneticisi veya üyesi olmaktan; bazıları bombalı saldırıları düzenlemekten müebbet hapis istemiyle hakim karşısına çıktı. Ortak özellikleri, farklı zamanlarda tahliye edilmiş olmaları”

 

Bianet yazarı Ayça Söylemez, “Bir IŞİD’ci neden Türkiye’de yargılanmak ister?” sorusuna yanıt aradı. Söylemez, sorunun yanıtının Türkiye’deki IŞİD davalarında saklı olduğunu söyledi ve davalardan sonuçlar aktardı.

 

Ayça Söylemez’in yazısının tamamı şöyle:  Bir IŞİD’ci neden Türkiye’de yargılanmak ister?

 

Neil Christopher Prakash, Kilis’te yakalandı. Adı, Avustralya’da aranan suçlular listesinin en başında. İslam Devleti’nden (IŞİD) kaçtığını söyleyen Prakash, “Türkiye’de yargılanmak istiyorum” dedi.

 

Bir IŞİD militanı neden Türkiye’de yargılanmak istedi?

 

Ya da hem Ankara hem Reyhanlı saldırılarına açılan davaların müşteki avukatlarından Sevinç Hocaoğulları’nın dediği gibi, “Türkiye, neden insanlığa karşı suç işleyen IŞİD’çıların yargılanmayı istediği bir yer?”

 

Mohammed Khaled Hawaslı, Ahmad Darviş, Ali Alibrahem, Ehab Haidar, Omran Alibrahem, Zafer Alshal, Zekeriya Derviş, Erkan Çapkın, Burhan Gök, Ahmet Güneş, Ökkeş Durmaz ve Mustafa Delibaşlar…

 

Bu isimlerin hepsi, intihar saldırılarına dahli oldukları veya IŞİD militanı oldukları iddiasıyla Türkiye’de farklı davalardan yargılanıyor. Bazıları IŞİD yöneticisi veya üyesi olmaktan; bazıları bombalı saldırıları düzenlemekten müebbet hapis istemiyle hakim karşısına çıktı.

 

Ortak özellikleri, farklı zamanlarda tahliye edilmiş olmaları.

 

Patlama, ölüm, dava, cezasızlık

 

Bu duruma nasıl geldik?

 

Önce Reyhanlı’da bir patlama duymuştuk. Duman ve toz kalkınca, 52 kişinin öldüğünü öğrendik.

 

2,5 yıl sonra, bu kez güneşli bir havada arkadaşlarıyla yan yana gelmenin mutluğunu yaşayan, “Barış istiyoruz” diyen binlerce kişinin ortasında bir bomba patladı, sonra bir tane daha. O gün kaç kişinin öldüğünü, kimlerin yaşadığını öğrenmek uzun süre mümkün olmadı. Bugün biliyoruz ki, 102 kişi öldürüldü, yüzlercesi halen yaralarını sarmaya uğraşıyor.

 

Öncesinde bombalar Suruç’ta ve Diyarbakır’da patlamıştı, sonrasında Antep’te.

 

Hatay, Reyhanlı’da 11 Mayıs 2013’te patlatılan iki bombalı araç, 10 yıl önceki El Kaide saldırılarının küllenen travmasını, tüm topluma yeniden yaşattı. O iki aracın nereden, nasıl geldiği çözüldü ama dava sonuca ulaşmadı, saldırı emrini verenin kim olduğu ise hala tartışma konusu.

 

Bombalı saldırılara açılan davalarda sanıklar serbest, saldırıyı polise yakalanmadan nasıl gerçekleştirdikleri “belirsiz”, saldırının emrini verenler “firari”.

 

Bu cezasızlık, bir sonraki muhtemel saldırıyı tetikler mi? Bilmiyoruz.

 

Saldırganların yolları kesişiyor

 

Türkiye’de yargı, IŞİD davaları sözkonusu olduğunda, tutuksuz yargılamanın esas olduğunu hatırlıyor. Özellikle son üç yıldaki davaların tamamına bakıldığında, IŞİD yöneticisi ya da üyesi olmakla yargılanan birçok sanığın davaların daha başında tahliye edildiğini görüyoruz.

 

Üstelik sanıkların yolu, çoğu zaman “Antep hücresinde” kesişmişken.

 

Yakından baktığımızda, tüm bombalı saldırılarda aynı isimler öne çıkıyor, bu isimler birbirleriyle olaylar ve mekanlar üzerinden bağlantılı ve bu ilişkiler davalarda savcılar veya mahkemelerce olmasa da müşteki avukatlarca ortaya çıkarılıyor.

 

Örneğin, avukat Kazım Bayraktar, Diyarbakır’da HDP mitingine yapılan saldırının son duruşmasında, bu saldırının, Ankara ve Suruç’ta olduğu gibi “IŞİD’in Antep hücresi tarafından yapıldığını” söyledi. Aynı hücrenin Antep’te, düğüne düzenlenen saldırıda da adı geçiyor. Beyoğlu saldırısının sanıklarından Ercan Çapkın da “dükkanının, Antep’e Suriye’den gelen mültecilerin uğrak yeri olduğunu” söylemişti.

 

Yani tek merkez, en az beş ayrı saldırıyla bağlantılı.

 

Avukat Özgür Erol da “sınır hattında konumlanan biri” olarak tanımladığı İlhami Balı’nın saldırganların çoğuyla bağlantılı olduğunun kanıtlandığını söylüyor: “[Balı’nın] Sınırın hangi tarafında kaldığını bilmiyoruz ama 2015’e kadar hakkında dinleme kayıtları mevcut. Hem Suruç hem Ankara dosyalarında müdafi olduğumuz tüm saldırılar aynı isimlere çıkıyor, birbiriyle irtibatlı olan, uzun süredir takip edilen şahıslara…”

 

Davaların bir diğer ortak noktası da, dava konusu olan bombalı saldırılarda yakınlarını kaybedenlerin ya da yaralananların ve avukatlarının, soruşturmanın derinleştirilmesi, saldırının ardındaki güçlerin ortaya çıkarılması ve bu kişilerle kamu görevlileri arasındaki bağların araştırılması taleplerinin ısrarla reddedilmesi.

 

Üç ayrı saldırı davasında müşteki avukat olan Özgür Erol’un dediği gibi yargı, “demokrat, solcu, Kürt muhalifler sanık olduğunda göstermediği ‘umarsızlığı/üşengeçliği’ bu davalarda gösteriyor”, etkin soruşturma yapılmadan alelacele açılan davalar, sanıkların tahliyesiyle sonuçlanıyor. Erol, “Oysa sözkonusu muhalif sanıklar olduğunda, dava açıldıktan sonra bile pek çok bilgi, alakasız olsa bile, mahkemeye gönderilmeye devam ediyor.”

 

Avukat Erol’un söylediğine en güncel örnek, Ankara Garı katliamı haberleri nedeniyle gazeteciler Cem Gurbetoğlu, Tamer Arda Erşin, Kemal Göktaş, Fatih Polat ve Can Dündar’a dava açılmasıydı.

 

Seri tahliyeler

 

Üçü İsrailli, biri İranlı dört kişinin öldürüldüğü, Beyoğlu, İstiklal Caddesindeki 19 Mart 2016 tarihli saldırıyla ilgili açılan davada, hakkında altı kez müebbet istenen sanık, son duruşmada tahliye edildi. Tahliye edilen sanık Erkan Çapkın, IŞİD yöneticilerinden olmakla yargılanıyor ve hakkında 6 ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.

 

Sultanahmet’te 12 Ocak 2016’da turistlere düzenlenen saldırıda da 13 kişi hayatını kaybetti. Olayla ilgili açılan davada altı sanık 5 Eylül 2016’daki duruşmada, bir sanık da 20 Kasım 2016’daki duruşmada tahliye edildi.

 

26 Ekim 2015’te Diyarbakır’ın Kayapınar ilçesinde bir eve yapılan baskında, evden polise ateş açıldı, çatışma çıktı. Polisler Sadık Özcan ve Gökhan Çakıcı ile yedi IŞİD militanı öldü, dört polis yaralandı. Açılan davada tutuklu yargılanan sanıkların 12’si davanın ilk duruşmasında, diğer dördü de ileriki duruşmalarda tahliye edildi.

 

Suruç davasının tek sanığı ise aynı zamanda Ankara katliamı davasında da sanık ve Ankara’da tutuklu. Ama Suruç’taki davanın duruşmalarına getirilmediği gibi, bu davada tutuklu bile değil. Suruç davası, sanıksız sürüyor.

 

Yılbaşında Reina’ya düzenlenen saldırıyla ilgili davanın ilk duruşması yarın (11 Aralık) görülecek. 51 tutuklu sanıktan tahliye olanlar çıkacak mı, göreceğiz.

 

Yetenekli Bay Burhan Gök

 

Tahliyelerin en tuhaflarından biri, Diyarbakır’daki Halkların Demokratik Partisi (HDP) mitingine 5 Haziran 2015’te düzenlenen ve beş kişinin öldürüldüğü saldırının faillerinden Burhan Gök’ün serbest bırakılmasıydı.

 

Gök’e yöneltilen suçlamalardan biri “IŞİD militanlarına sınır geçişi sağlamak” olmasına ve suçüstü yakalanmasına rağmen, kaçma şüphesi olmadığına kanaat getiren mahkeme tahliyesine hükmetti.

 

İddianamede saldırının baş faillerinden olarak gösterilen Burhan Gök’ün tahliyesine HDP’nin avukatları itiraz etti, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi de daha önce örneği olmayan bir şekilde “tahliyeye itiraz edilemez” yanıtı verdi. Ancak bir mahkeme üyesi, “Gök’ün daha deliller bile toplanmadan tahliye edildiğini” ifade eden bir karşıoy yazdı. Gök tahliye edildiğinde, sınırı geçmeye çalıştığı sırada üzerinde yakalanan telefon bile incelenmemişti.

 

Burhan Gök’ün tahliyesinin kesinleşmesinin ardından da Türkiye’deki tüm saldırıların ortak faili görünen ve neredeyse her davanın “firari” sanığı olan İlhami Balı ile telefonda defalarca konuştuklarına dair kayıtlar ortaya çıktı. Bu tapelere de savcılık veya mahkeme değil, davanın müşteki avukatları ulaştı.

 

Ancak mahkeme bu yeni kanıta rağmen tutuklama talebini bir kez daha reddetti, sadece telefon tapelerinin ortaya çıkmasının ardından “adli kontrol” uygulanmasına hükmetti.

 

Burhan Gök serbest.

 

“Eksik soruşturmayla eksik dava yürüyor”

 

IŞİD mensubu olmanın yanı sıra bombalı saldırıların planlayıcısı ve düzenleyicisi olmaktan haklarında iddianame hazırlanan, hatta müebbet hapisle yargılanan sanıklar tahliye edilirken, soruşturmaların genişletilmesi talebi mahkemelerce bir kalemde reddediliyor, davalar yerinde sayıyor.

 

Avukat Özgür Erol, toplu katliam davalarındaki bu gidişatın, soruşturma aşamasındaki “üşengeçlikle” başladığını söylüyor: “Hem Suruç hem Ankara hem Diyarbakır davalarında bu sorun var, Antep’teki düğüne saldırı davasında var… Soruşturma aşamasından eksiklik başlıyor, kasıt ve ihmali olanlar, olayın arkasındaki failler doğru düzgün araştırılmıyor, soruşturmaya gizlilik konuyor, müştekilerin haberdar olmalarının önüne geçiliyor. İddianame hazırlandığında, saldırının üzerinden bir yıl geçmiş oluyor. Bizim, [müşteki avukatların] geriye dönük araştırma taleplerimiz hükümsüz hale geliyor. Eksik soruşturma üzerine kurulmuş dava, eksik yürüyor.”

 

Burhan Gök’ün tahliyesini de bu eksik soruşturmaya bağlayan Erol, “Soruşturma eksik yürütülmeseydi, Gök’ün konuşma kayıtlarının yer aldığı tapeler soruşturma dosyasına çok önceden girmiş olurdu” diyor.

 

IŞİD davalarının bir numaralı “firari” sanığı olan İlhami Balı’nın telefonlarının uzun süre dinlendiğini, buna rağmen birçok saldırının gerçekleşmiş olduğunu da ekliyor.

 

“Bombayı kimin sınırdan geçireceği biliniyordu”

 

Reyhanlı davasının 9 Şubat 2018’de görülecek duruşmasında karar verilmesi bekleniyor, peki bu davada gerçek sorumlular yargılandı mı?

 

Hem Ankara hem Reyhanlı davalarının müdahil avukatlarından Sevinç Hocaoğulları ve Deniz Özbilgin de kamu görevlilerinin soruşturulmamasına dikkat çekiyor. Hocaoğulları’na göre Reyhanlı, “bombaların araca kimin tarafından yükleneceği dahi bilinirken gerçekleşen bir katliamdı.”

 

Saldırıyla ilgili ikinci ihbarın, saldırıdan bir gün önce Emniyet Müdürlüğüne geldiğini ifade eden Hocaoğulları, “Yargı, hem soruşturma hem yargılama aşamasında kamu görevlilerinin sorumluluğunun araştırılmaması çabasındaydı. İki dava açıldı ama Emniyet mensuplarının ve istihbaratın sorumluluğunu, görevi ihmalle sınırlamak mümkün değil. Saldırganların bomba düzeneğini Suriye’den ne zaman, hangi sınır kapısından geçireceğine dair ayrıntılı istihbarat vardı” diyor.

 

Eski savcı, şimdi MİT TIR’ları davasının tutuklu sanığı olan Özcan Şişman’ın tanık olarak dinlenmesi talebi de mahkemece reddedildi. Şişman, Reyhanlı davasının iddianamesini hazırlayan savcıydı. Hatta HSYK raporunda “ihbarı değerlendirip saldırıyı önlememekle” suçlandı. Yargılandığı MİT TIR’ları davasında da Reyhanlı davasıyla ilgili açıklama yapmasına rağmen mahkeme, Reyhanlı davasında tanıklık etmesini istemedi.

 

Üstüne üstlük, müşteki avukatların dosyaya en azından “ihmalden” dahil edilmesini istediği Hatay Emniyet Müdürlüğü mensupları, bir de saldırıdan zarar gördüklerini söyleyerek kendileri müdahillik talebinde bulundu.

 

Kamu görevlileri hangi noktada dahil oldu?

 

Suruç saldırısıyla ilgili müşteki avukatlar, dönemin siyasi sorumlularıyla ilgili (MİT görevlileri, başbakan ve cumhurbaşkanı) suç duyurunda bulundu, şikayetleri takipsizlikle sonuçlandı. Sadece Suruç Emniyet Müdürü Mehmet Yapalıal hakkında dava açıldı ve Yapalıal’a verilen 7 bin 500 liralık para cezasıyla, kamu görevlilerinin araştırılması sona erdi.

 

Kamu görevlileri hem yargılama hem soruşturma aşamasında sık sık soru işaretleriyle karşımıza çıkıyor. Müşteki avukatlarının ortak şikayeti de devlet görevlilerinin, saldırıları en azından engellemediğine dair sorumluluklarının, hiçbir zaman araştırılmaması.

 

Peki, araştırılmayanlar neler?

 

Niğde’deki IŞİD davasının iddianamesine göre, “Adana’da roket başlıkları ile birlikte yakalanan, El Kaide ve El Nusra’ya sürekli mühimmat temin eden, Reyhanlı’da patlama günü postanenin ve Belediyenin önüne beyaz renkli aracın bırakılmasını sağlayan kişi” olan ve Cilvegözü Sınır Kapısındaki patlamayla ilgili açılan davada sanık olan Heysem Topalca, Reyhanlı davasında sanık bile değil. Ama Reyhanlı duruşmasının sanıkları sürekli onun ismini zikrediyor.

 

Antep’te bir düğüne düzenlenen ve aralarında çocukların da olduğu 56 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyla ilgili açılan davada anlaşıldı ki, saldırganlar telefon dinlemelerine takılmıştı hatta saldırıdan önce de bombayı patlattıkları yere çok yakın bir mahallede yaşıyorlardı, kilolarca bomba çok önceden o mahalleye getirilmişti. Saldırgan Yunus Emre Alagöz de patlamadan bir gün önce Antep’teki hücre evinde diğer sanıklarla buluştuğunda polis takibindeydi.

 

Ankara katliamı davasının firari sanıkları ile 2 Mayıs 2016’da Antep’te karakola saldırı düzenleyenlere açılan davaların sanıkları, 2014’te araçlarında yapılan aramada IŞİD’e ait dokümanlar ve infaz görüntülerinin de içinde olduğu harddiskle yakalanmıştı. Tahliye edilen IŞİD’çılar Ahmet Güneş, Ökkeş Durmaz ve Mustafa Delibaşlar hakkında, bırakılmalarına dair MİT raporu olduğu ileri sürüldü. MİT iddiayı yalanlamadı. Üçü de halen kayıp.

 

Ankara davasının başka bir sanığının kimliği de saldırıdan çok önce, içinde bomba yapım malzemeleri olan bir çantadan çıkmış, o da serbest kalmıştı.

 

Hepsi bir yana, Terörle Mücadele Daire Başkanlığı, Ankara saldırısından bir ay önce, ilgili şube müdürlüklerine “intihar saldırısı yapılabileceğine dair ihbar yazısı” göndermişti. Yazıda, “büyük bir mitinge saldırı ihtimalinden” bahsediliyordu. Bu yazıyla ilgili hiçbir tedbir alınmadı, sonra ne olduğunu hepimiz biliyoruz.

 

Ankara saldırısını gerçekleştirenlerin de teknik takip altında olmasına rağmen engellenmediğini söyleyen Hocaoğlulları, yargılamaları şöyle özetliyor: “Yargının pozisyonu, bu katliamların gerçek anlamda aydınlatılmasını ve bir daha olmamasını sağlamaya yönelik değil. Amaç, bir şekilde yakalanan sanıklarla yargılamayı bitirebilmek. Oysa Emniyet’in, kamunun sorumluluğu çok açık şekilde ortada.”

 

Bu yargılamalar bitince adalet yerini bulmuş olacak mı?

 

*

 

IŞİD’le bağlantılı intihar saldırıları ve silahlı çatışmalar

 

  • Reyhanlı’da içi bomba dolu iki aracın patlatılmasıyla yapılan saldırıda 52 kişi öldü. (11 Mayıs 2013)
  • Niğde, Ulukışla’da Ramadani, Xu, Zakiri ve Fuad Mövsümöv’un bulunduğu araç durdurulunca jandarmaya ateş açtılar, Jandarma Astsubay Üstçavuş Adil Kozanoğlu ile polis memuru Adem Çoban öldürüldü, yedi asker ve yolcu otobüsündeki bir kişi yaralandı. (20 Mart 2014)
  • Sultanahmet’teki Turizm Polisi Şube Müdürlüğü önündeki nöbetçi kulübesine intihar saldırısı düzenlendi, bir polis yaşamını yitirdi. (6 Ocak 2015)
  • Diyarbakır’da Halkların Demokratik Partisi (HDP) mitingine yapılan saldırıda beş kişi öldürüldü. (5 Haziran 2015)
  • Kobanê’ye yardım götürmeden önce Urfa Suruç’ta yapılan basın açıklaması yapanlara intihar saldırısı düzenlendi, bir saldırgan ve 33 kişi öldü. (20 Temmuz 2015)
  • Ankara Garı önündeki “Barış Mitingi”ne iki kişi intihar saldırısı düzenlendi, geçen sürede toplam 102 kişi öldü (10 Ekim 2015).
  • Diyarbakır, Kayapınar’daki polis operasyonu sırasında polislere ateş açıldı, iki polis hayatını kaybetti. (26 Ekim 2015)
  • Almanyalı turistlere İstanbul Sultanahmet’te intihar saldırısı düzenlendi, bir saldırgan ve 11 turist öldü (12 Ocak 2016).
  • İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde İsrailli turistlere düzenlenen intihar saldırısında biri saldırgan beş kişi öldü (19 Mart 2016).
  • İstanbul Ortaköy’deki gece kulübü Reina’ya giren Abdulkadir Masharipov, silah ve bombayla saldırı düzenledi, 39 kişiyi öldürdü. (1 Ocak 2017)

Kaynak :  Sendika.Org

Kaynak: (bianet) - bianet.org Editör:
Etiketler: gaziantephaberi,ışid,yargı,suruç,ankara,kobane,canlı bomba,hdp,diyarbakır,
Yorumlar
Haber Yazılımı