Haber Detayı
10 Ekim 2017 - Salı 17:53
 
2 Yıl geçti; Devlet sınıfta kaldı yaralar sarılamadı
102 kişinin öldüğü Ankara Katliamı’nın üzerinden 2 yıl geçti. İki yılda gerçek faillerin bulunması konusunda sınıfta kalan devlet, açılan yaraların sarılabilmesi için hiçbir şey yapmadı.
DÜNYA Haberi
2 Yıl geçti; Devlet sınıfta kaldı yaralar sarılamadı

102 kişinin öldüğü Ankara Katliamı’nın üzerinden 2 yıl geçti. İki yılda gerçek faillerin bulunması konusunda sınıfta kalan devlet, açılan yaraların sarılabilmesi için hiçbir şey yapmadı.

 

Cumhuriyet tarihinin en büyük sivil katliamının üzerinden iki yıl geçti. 10 Ekim 2015’te, “Emek, Barış ve Demokrasi” talebini seslendirmek için tarihi Ankara Garı’na gelen 102 kişi, IŞİD’in gerçekleştirdiği iki ayrı intihar saldırısında yaşamını yitirirken en az 450 kişi de yaralandı. KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin çağrısıyla Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelenlerin toplandığı alanda gerçekleştirilen katliam, ülkede büyük kırılmalara neden oldu.

 

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Ankara olayından sonra oylarımız arttı” demesi, yanıtı aranan soruları artırırken, yargılama başlamadan önce ortaya çıkan “polis müfettişi raporu” kamu görevlilerinin ihmallerini “resmen” gösterdi. Polislerin yeterli önlem almadığı ve “bombalı eylem yapılacağına yönelik istihbarat bilgisi”nin, görmezden gelindiği ortaya çıktı. Bu raporda ismi geçen kamu görevlileri için mahkeme, katliam soruşturmalarında takipsizlik kararı verdi.

 

YARGILAMA 13 AY SONRA BAŞLADI

 

Katliamları yargılama geleneği bulunmayan ve birçoğunu “zaman aşımları”na, bir kısmını da sembolik cezalara mahkûm eden yargı, 10 Ekim yargılamaları konusunda da benzer tutumunu sürdürdü. İlk duruşma katliamın on üçüncü ayında başladı. 7-11 Kasım 2016 tarihlerinde Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamanın ilkinde yaralıların yanı sıra iki salon dolusu aile ve destekçi hazır bulundu. Yalnızca bir ay önce katliamın yıl dönümünde tarihi Ankara Garı’na gitmek, bir adet karanfil bırakmak isteyen öldürülenlerin, yaralananların aileleri, polis şiddeti ile karşı karşıya kaldı.

 

İlk duruşma, yaralıların, yaralı yakınlarının ve yaşamını yitirenlerin yakınlarının şikâyetleri ile başladı. Beş gün süren ilk ve tek yargılama sonucunda tutuksuz sanıklar Suphi Alpfidan ve Yakup Yıldırım’ın tutuklanmasına karar verildi. Beş duruşma boyunca sanıkların yapacağı benzer savunmaların ilki ise orada yapıldı.

 

İKİNCİ DURUŞMA TUTUKLAMA İLE SÜRDÜ

 

İkinci duruşma ise 7-10 Şubat tarihlerinde yapıldı. Yargılama sonucunda bombacıları Ankara’ya getirdiği ve daha sonra polis operasyonunda “öldüğü” iddia edilen Halil İbrahim Durgun’un eşi, tutuksuz sanık Esin Altıntuğ da tutuklandı. Altıntuğ, katliamın ilk tutuklu kadın sanığı oldu.

 

Üçüncü duruşma 3-5 Mayıs tarihlerinde yapıldı. Tutuksuz sanıkların tutuklanması dışında hemen hemen hiçbir ilerlemenin sağlanmadığı yargılamalarda, mağdur avukatlarının ısrarlı taleplerine rağmen “ihmali bulunan kamu görevlilerinin yargılanması” girişimleri sonuçsuz kalmaya devam etti. Üç güne düşen duruşmalarda dikkati en çok çeken gelişme ise bu duruşmadan bir ay önce tutuklanan Hatice Akaltın’ın savunmasının alınması sırasında eşi Metin Akaltın tarafından, savunma vereceği sırada mahkeme heyetinin ve dinleyicilerin gözünün önünde eşinin, “Sakın konuşma” talimatıyla susması oldu.

 

Tanıklar arasında gösterilen ve mağdur avukatlarının “tanık değil sanık olmalı” dediği Cumali Dabanıyassı konuştu. SEGBİS ile görüntülü olarak duruşmaya bağlanan Dabanıyassı’nın ifadeleri ise birçok sanık ifadesi ile benzer nitelikteydi: “Hiçbirini tanımıyorum.”

 

YARLILARI AMBULANSLAR TAŞIMAMIŞ

 

Beşinci ve bugüne kadarki son duruşma ise ambulansların yaralılara zamanında müdahale etmediğini gözler önüne serdi. Duruşmada söz alan avukat Ziynet Özçelik, olay günü görevlendirildiği söylenilen ambulansların GPS kayıtlarını aktararak “Sağlık Bakanlığı önünde bulunan ve mitingle ilgili görevlendirildiği söylenilen ambulans hiç yerinden ayrılmamış, patlama sonrasında 11 ambulans hiç hasta almamış, sadece 9 ambulans yarım saat sonra olay yerine gelmiş. Ambulansların büyük bölümü de olay yerinden 1 kilometre ötede beklemiş” dedi. Avukat Özçelik’in bu açıklamaları, katliamda yaşamını yitiren 102 kişinin bazılarının kurtarılabileceği ihtimalini gösterdi.

 

TEHDİTE KARŞI " RİCA "

 

Yargılamalar boyunca mahkeme salonu sanık avukatları ile sanıkların yaralılara, ailelere, mağdur avukatlarına yönelik tehditlerine sahne oldu. Sanıklardan Talha Güneş, bir mağdur avukatının, başka bir örgütün savunucusu olduğu iddiasında bulunurken sanık Mehmedin Baraç, aynı avukatı sözlü olarak tehdit etti.

 

Sanık Hacı Ali Durmaz’ın avukatı Hatice Aydın, 10 Ekim katliamından “olay” diye söz etmesine tepki gösteren 10 Ekim Aileleri’ni salonda mahkeme heyetinin gözü önünde rahatlıkla tehdit etti. Avukat Aydın, ailelere dönerek, “Bizim suskunluğumuzu zayıflık olarak görmeyin” dedi. Bu tehdit de tıpkı sanıkların tehdidinde olduğu gibi mahkeme başkanı tarafından aynı yanıtla karşılandı: “Lütfen bana savunma yapın. Salona konuşmayın.”

 

BOMBACILARIN OTOPSİ RAPORU GELMİYOR

 

Artık “kısır döngüye” giren ve mağdurların da “iç hukuk yollarını tüketmek” için peşini bırakmadığı yargılamalar sırasında dikkati en çok çeken ifade ise belki de “Bu benim eşim değil” cümlesi oldu. Polis operasyonu sırasında Antep’te kendisini patlattığı öne sürülen davanın kilit isimlerinden Halil İbrahim Durgun’un eşi Esin Altıntuğ, mahkemede eşinin otopsisini kontrol ettiği sırada, “Bu benim eşim değil” dedi. Mahkemede şaşkınlığa neden olan bu sözleri Altıntuğ, “Adımdan emin olduğum kadar eminim, bu ölü benim eşim değil. Eşimin bıyığı yoktu. Bu cesette bıyık var” dedi. Durgun ile birlikte, tıpkı onun gibi kendisini patlattığı söylenen “katliamın planlayıcılarından” Yunus Durmaz’ın da ölümü muammaya dönüştü. Halil İbrahim Durgun, Yunus Durmaz ve diğer planlayıcı Mehmet Kadir Cabael’in ölümlerine ilişkin otopsi raporları tüm taleplere rağmen mahkemeye iletilmedi.

 

GERİDE KALANLARA  KHK  İŞKENCESİ

 

Yargılamada sınıfta kalan devlet, yaraların sarılması konusunda da duyarsız. Arkasında en az 450 yaralıyı bırakan katliam sonucunda gazilik maaşı hiçbir yaralıya bağlanmazken Diyarbakır’da bir kamu emekçisinin ameliyat olması da KHK ile engellendi. 10 Ekim Katliamı’nın yaralıları arasında bulunan ve Diyarbakır’daki kamu emekçisi olan İbrahim Işıktaş, KHK ile kamudaki görevinden ihraç edildi ve sosyal güvencesini kaybetti. Tedavi masraflarını kendi imkânları ile karşılamak zorunda kalan Işıktaş, eski sağlığına bir nebze de olsa kavuşmak için olması gereken ameliyatı da “sosyal güvencesi kalmadığı” için olamadı. Işıktaş’tan ameliyat için istenen 25 bin TL nedeniyle ameliyat şimdilik beklemeye alındı.

 

10 Ekim yaralıları arasında bulunan Sinan Ok da KHK ile mesleğinden ihraç edilenler arasında. Ankara’da İŞKUR uzmanı olarak çalışan Ok, KHK ile ihraç edildiği günden bu yana işsiz.

 

Haber : HÜSEYİM  ŞİMŞEK

 

 

Kaynak: (BİRGÜN) - Birgün Gazetesi Editör: Ali Vefa Yurdal
Etiketler: ankarahaberi,gar,patlama,barış,hdp,khk,ölüm,polis,kesk,disk,tmmo,tto,
Yorumlar
Haber Yazılımı